Ben aslında metroya da binebilirdim. ama koyu bi Sheldon Cooper haranı olduğumdan illa onun bindiği trene binecektim. Amtrak'a. Neyse bindim falan Boston'a gidiyorum. New Yorktan çıktım yola. Tren pahalı bir tren olduğundan amerikanın elit kesimiyle birlikte yolculuk yaptım. Ama manzaralar süperdi. Ve tren tren değil sanki uçak. Ne bi sarsıntı ne bi ses.
Trenle bi 5-6 saat gittikten sonra bostondaydım. İndim bostonda e biraz gezeyim de dedim. Bostonda geziyorum. Bi taraftanda Maine'e gitmenın yollarını arıyorum. Adres soruyorum falan ama herkes farklı bişey söylüyo. Adres sorduğum 8 zencinin 7si azarladı beni.
Neyse bi şekilde metroyu buldum, bostonda kuzey istasyonuna gidiyorum. Amtraktan inip metroya binmek attan inip eşeğe binmek gibiydi. Herkes harlem style.
Koca koca kulaklıklar kulakta, herkes müzik dinliyo. Ben fakir kaldım.
Sonra bi abla kalktı başladı dualara. Kimse takmıyo ablayı, kimse dinlemiyo. O da dinlenilmedikçe daha çok bağırıyo. Neyse son durağa geldik, amen dedi indi.
Ben şimdi kuzey istasyonundayım. Maine'e gideceğim. Otobüse bindim. Waterville'ye gideceğim.
Bilet sırasında bir sürü kuzey amerikalıyla tanıştım. Güzel güzel muhabbet ettik falan. Neyse bindim otobüse, 3-4 saat sonra waterville'deydim.
Patronu arıyorum ulaşamıyorum. Gecenin 10'u saat. Haydii taksi tutarsın gidersin The Forks'a. 108 dolar vermiş olsam da taksiyle oraya gitmek iyi fikirdi bence.
Restaurantın önünde indim. Patron dedi ki geç kaldın. Tamam biliyorum ama bi dinle dedim. Yok dedi geç kaldın. Yarın gidiyosun. Hayır dedim. İnatlaştım.
Restaurantı gezdirdi bana. Ortamı çok beğendim. İçimden diyorum ki burada kalmalıyım. Gidemem bi yere.
Teksas'taydı diğer işim. Ama iyi ki gitmemişim. Çünkü burda gerçekten çok iyi anılar biriktirdim. Restaurantı gezerken ilerde neler yaşayacağımdan habersiz elimde brewery birası sağa solu inceliyorum.
Sabah oldu, geceyi orda geçirdim. Patron illa git diye tutturdu. Kalıcam dedim, inatlaştım. Ve kaldım da. Azmin zaferi. Yehuuu !!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder