Herşey o kadar hızlı geçti gitti ki hala geriye dönüp baktığımda oha diyorum bunları ne ara yaşadım ne ara bitti. Restaurantta işlerin en hızlı olduğu zaman temmuz ortasından başladı ağustosun ikinci haftasına kadar.
Hep gruplar geliyodu yemek yemeye. Ben hem garsonluk yapıp hem de koşturup mutfağa gidip bulaşıkları yıkıyodum. Restaurant kapanana kadar da sarhoş kovalıyodum.
Ama dedim ya bu kadar işe rağmen bana yorgun olduğumu hiç hissettirmediler. Çalışmıyoduk, eğleniyoduk.
Patron sürekli "biz işçi değiliz, takımız" diyodu.
Neyse temmuz muydu ağustos muydu bilmiyorum. CIEE grubu geldi restauranta. Ciee'yi kısaca anlatmak gerekirse work and travel programlarının amerika ayağı.
İşte bu şirkette çalışanlar geldi restauranta. Her milletten insan. Restaurant nasıl karışık. Patron bana 50 tane görev veriyo; mutfağa git serel, sipariş al serel, shannon'a yardım et serel...
Neyse bi ara tuvalete kaçtım biraz take a break yapayım dedim. Bizim romanyalılar sıkıştırmış bi kızı konuşmaya çalışıyolar. Kız zor durumda belli. Çünkü romanyalıları biliyorum. Hele de sarhoşlarsa bizimkiler fenadır yani. Gittim yanlarına noluyo dedim. Anita başladı "bu kız türk bu kız türk" amaaan türk mü "sen türk müsün?" ciee çalışanlarından türk kızla tanıştım. 2-3 aydır türkçe konuşmayan serel nasıl muhabbet kuracağını şaşırdı. Telefon çekmez, internet olmaz bi yerde olunca ailemle de görüşemediğimden aylar sonra ilk defa türk biriyle konuşmuş oldum.
Neyse ısındık birbirimize falan o günden sonra irtibatı koparmadık zaten. Yapacağım travelin sahibesidir kendisi. Yani nerden nereye. Bakın ben neler neler yaşamışım. Hey gidi günler :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder