E şimdi herşey güzeldi evden işe işten eve. Her yer yemyeşil, temiz, sakin. aman allahım bişeyler oluyor ?
Rutin hayat bizi sıkmaya başladı. O yeşillikler, kennebec nehri herşey birden cehenneme döndü.
Yaklaşık 1 buçuk ay sonra sıkıntıdan isyan bayrağını çıkarmıştık. Kaçıp gitmek istiyoduk ordan. "aman şurdan bi gidelim de", "ayy kaç gün kaldı", "aman günler geçmek bilmiyo" falan.
Anladım ki huzurlu bir yaşam şehirde doğup büyüyen biri için maksimum bir buçuk ayı buluyo. Sonra "çıkarın beni burdan" bağrışları.
-E ne güzel yer işte otursana kızım yerinde
-Banane ben iş değiştircem, şehir istiyorum ben.
-İş değiştirmek uzun iş
Haydii kaldık mı yine orda :(
Romanyalı arkadaşın biri gitti. Ben iyice bunalıma girdim. Kız eğlenceliydi hepimizi bir araya toplardı. O gidince herkes kendi içine kapandı.
Bulgar kız odasından çıkmıyo diğer romanyalılar kendi aralarında falan.
Dedim serel olmaz böyle. Amerikalılarla takılsana. Tamam onlar sana uzak duruyo falan ama belli ki çekiniyolar. İlk adımı ben attım. Bunlar şimdi kampçı, dağcı tipler. 5 yaşından beri rafting küreği ellerinde gezmiş. Silahlar, tabancalar aman allahım vahşi kovboylar.
Ama uyum sağladım onlara da. İşte doğa yürüyüşleri olsun, rafting sohbetleri, hayvanlar hakkında konuşmalar falan. Sevdiler beni, ben de onları ve oradaki hayatı sevmeye başladım.
Tamam ben burda kalıcam dedim sonra. Kalmalıyım.
Zaman yavaş geçerken ben orayı sevdim ya kalıcam dedim ya zaman anasının gözü gibi hızlandı. İşte bu da evrenin bizi öpme şekli.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder